| | Create free blog ( Türkçe , Русский , Deutsch , Español )

Hamile Anne Gebelik Zamanı Bilgi ve Doğum

96 "hamile" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"hamile" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Hamilelikte Gebelikte Bulantı ve Kusma Nedenleri Problemleri





Gebeliğin erken dönemlerinde bulantıya sıklıkla rastlanır. Bu bulantılar kusmayla, iştahsızlıkla ve belli kokulara karşı aşırı hassasiyetle beraber olabilir. Bulantı ve kusmalar genellikle sabahları daha şiddetli olduğu için bu duruma İngilizce'de "morning sickness" yani sabah hastalığı adı verilmiştir.

Gebelikteki bulantı ve kusmanın gün boyunca sürmesi, ayaktan ilaç tedavisine cevap vermemesi, anne adayının normal beslenmesini, günlük faaliyetlerini engellemesi, genel durumunu bozması ya da kilo kaybına yol açması durumunda Hyperemesis Gravidarum ("gebeliğin şiddetli bulantısı") söz konusu olur. İleri inceleme ve tedavi gerektiren bir durumdur.

Hyperemesis gravidarum genellikle genç yaşta ilk gebeliğini yaşayanlarda daha sık görülür. "Şişman" olanlarda, çoğul gebeliği olanlarda ve sosyokültürel seviyesi yüksek olanlarda nispeten daha sıktır.

Gebeliğe bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik estradiol ve HCG hormonları artışının normalden fazla olması ya da seviyeler normal sınırlar içinde olmasına karşın bireysel duyarlılığın yüksek olması bu probleme neden olmaktadır.

Üzüm gebeliği ve çoğul gebelik gibi durumlarda HCG normalden çok fazla üretildiğinden hyperemesis'e de sık rastlanır. Hyperemesisin ayrıca psikolojik bir yönü de olduğu düşünülmektedir.

Gebelik bulantı kusmalarının anne adayı ve fetus üzerine kötü etkileri var mıdır ?

Erken gebelikte aşırı bulantı ve kusmaları olan anne adaylarının gebeliklerinin daha sağlıklı geçtiği ve düşük yapma oranlarının da azaldığı gözlenen bir durumdur. Ancak hyperemesis gelişen ve yetersiz tedavi gören ya da tedaviye cevap vermeyen anne adaylarında bu durum tersine de dönebilir. Kilo kaybı, elektrolit dengesizlikleri, besin ve vitaminlerin yetersiz alınması durumunda bebekte gelişme geriliği annede ek sorunlar gelişebilmektedir.

Hyperemesis gelişen anne adayının ilaç kullanmak, hatta hastaneye yatmak ve tedavi görmek zorunda kalması gebeliğinin ileri dönemlerini olumsuz etkilemez. Yeter ki bu dönem kısa sürede atlatılsın..

Tanı ve Tedavi yaklaşımı
Şiddetli bulantı kusmayla başvuran her anne adayının genel sistem muayenesi yapıldıktan sonra ultrason incelemesiyle gebelik haftası belirlenir. Ultrasonda çoğul gebelik ya da mol gebeliği (üzüm gebeliği) gibi etkenler kolaylıkla ortaya konabilir. Mol gebeliği saptanması durumunda tedavi daha farklı bir yön kazanır.

Tam idrar tetkikinde aç kalınan süre dolaylı olarak ortaya konabilir. Açlık süresi arttıkça idrarda başta aseton olmak üzere keton maddeleri artış gösterir. Keton cisimleri idrarda ne kadar yüksekse hyperemesis kadının vücudunu o kadar ağır etkilemiş demektir.

Tam idrar tetkikinde ölçülen idrar yoğunluğu ve idrarın gözlenen rengi de vücudun genel sıvı durumu hakkında bilgi verir. Tam idrar tetkikinde idrar yolu enfeksiyonu da saptanabilir.

Kan elektrolitleri de vücudun su durumu hakkında detaylı bilgi verir. Vücut susuz kaldığında kan yoğunlaştığı için kandaki sodyum ve potasyum miktarı artar. Elektrolitlerin artmış bulunması hyperemesisin şiddetli olduğunu gösterir ve acil tedavi gerektiren bir durumdur. Aslında elektrolit dengesizliği yaratacak kadar ağır seyreden hyperemesis olguları çok nadirdir.

Hyperemesis Gravidarum tedavisinde üç ayrı tedavi yaklaşımından biri uygulanır:

• Ayaktan önerilerle tedavi
• Ayaktan ilaçla tedavi
• Yatarak serum ve ilaç tedavisi

Anne adayının şikayetleri hafifse ayaktan ilaçsız tedavi denenebilir: Ayaktan ilaçsız tedavide amaç anne adayının bulantılarla kendisi başa çıkmasını sağlamaktır. Bu amaçla anne adayına şunlar önerilir:

• Yatağınızın kenarında kraker ya da bisküvi benzeri gıda maddelerini hazır bulundurun. Sabah bunları yedikten sonra yataktan kalkın.

• Günlük öğününüzü üç öğünde değil beş ya da altıya bölerek alın.

• Sıvıları yemekler arasında alın. Yemekler esnasında fazla sıvı almayın.

• Midenize ve barsaklarınıza dokunan yiyeceklerden uzak durun, canınızın istediğini yiyin.

Özetle; az az ve sık sık yemek yenilmesi, kuru gıdalar tercih edilmesi, gebenin canının istediği şeyleri yemesi ile genellikle bulantıların fazla olduğu bu dönem atlatılır.

Ancak bulantı kusmaların önü alınamadığında, anne adayının şikayetleri günlük faaliyetlerini engelliyorsa, ilaçsız tedaviye cevap vermiyorsa ve kişinin metabolizmasını bozacak kadar ilerlemişse doktor tavsiyesiyle bazı ilaçlar yararlı olabilir.

Gebelikte bulantı ve kusmaya sık rastlanırken bu kadar aşırı bulantı ve kusmalara gebeliklerin ancak %1’inden daha azında rastlanır.

Bulantı giderici olarak anne adayına verilen tablet ya da fitil şeklindeki ilaçlar yıllardır kullanılan ve bebek üzerinde hiçbir olumsuz etki yapmadığı bilinen ilaçlardır. Ek olarak B vitaminlerinin ön planda olduğu bir vitamin tedavisine başlanır. Ayaktan ilaç tedavisine karar verildiğinde anne adayı ilaçlarını kullanırken yukarıda bahsedilen önlemlere de uymalıdır.

Elbette her bulantı ve kusmayı sadece gebeliğe bağlamak da doğru değildir. Özellikle çok şiddetli olan ve tedaviye cevap vermeyen bulantı ve kusmalarda, ya da gebeliğin ilerki dönemlerinde ortaya çıkan bulantı kusmalarda aynı belirtilere yol açabilecek diğer hastalıklar da düşünülmelidir.

Üzüm gebeliği, hepatit (karaciğer iltihabı), safra taşı, pankreatit (pankreas iltihabı), mide ülseri, hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) gibi hastalıklar da bulantı kusma yapabileceklerinden doktor tarafından ayırıcı tanılarının yapılması gerekir. Gebeliğe bağlı bulantı kusmalar aslında sağlıklı gebeliklerde görüldüğünden bir açıdan çok da üzünülmemesi gereken bir durumdur.

Şiddetli bulantı ve kusmalar nadiren hastaneye yatmayı ve damardan sıvı tedavisini de gerektirebilir.

Anne adayının şikayetleri ayaktan ilaç tedavisine de cevap vermiyorsa, genel durumu bozuksa, kilo kaybı varsa, tetkikler vücuda uzun süredir besin maddelerinin alınmadığını gösteriyorsa (idrarda keton cisimleri yüksek bulunursa) ya da vücudun susuz kaldığı yönünde bulgular varsa (idrarın yoğunluğu artmış, rengi koyu bulunursa, kan elektrolitleri dengesizse) anne adayı hastaneye yatırılır ve serum tedavisine başlanır.

Serum tedavisinin amacı anne adayına kaybettiği sıvı, elektrolit ve besin maddelerini intravenöz yolla (damar yoluyla) geri vermektir. Bulantı giderici ilaçlar ve vitaminler de kalçadan ya da serumun içine katılarak verilir.

Serum tedavisiyle anne adayı genellikle bir hafta içinde kendini toparlar. Nadir durumlarda bir haftadan daha uzun süre hastanede yatması gerekebilir. Taburcu edilirken anne adayına evde kullanmak üzere ilaçlar verilir.

Hyperemesis genellikle gebelik haftasının büyümesine paralel olarak hafifler ve ortalama olarak 12. haftanın sonunda genellikle biter. Nadiren gebeliğin ileri dönemlerine kadar süren bulantı ve kusmalar da olabilir.

Hiç bir tedaviye cevap vermeyen ve gebeliğin sonlandırılmasını gerektirecek kadar şiddetli olan hyperemesise ise çok çok nadir rastlanır.
 


Bebeğin Rahimde Gelişme Geriliği





İntra uterin (Rahim içi) gelişme geriliği (İUGG) terimi genel olarak doğum anında çocuk ağırlığının gebelik haftasına göre %10'un altında olmasıdır. Bu miadında doğumlarda bebek ağırlığının 2500 gramın altında olması anlamına gelir. Gebeliklerin %3-7'sinde görülür. İUGG'de bebek, anne rahminde gerekli gelişimini ve kilo alımını yapamamıştır. Bebek hayatı ve gelişimi ciddi tehlike altına girer.


İUGG tanısını koymak için bebek ağırlığının haftasına göre %10'un altında olması ve buna sebep olabilecek bir hastalığın bulunması gerekmektedir. Tek başına düşük doğum ağırlıklı bebek İUGG tanısı koydurmaz. Bazı bebekler gebelik haftalarına göre düşük doğum ağırlıklıdır, ancak bu durum herhangi bir gebelik probleminden kaynaklanmamaktadır. Bebeğin boyutları büyük oranda anne ve babadan gelen genetik şifre ile belirlenmektedir. Anne ve babadan gelen genetik şifreye göre bebeğin beden yapısı küçük olabilmektedir. Böyle durumlarda bebeği riske sokacak bir durum söz konusu değildir. İUGG'de ise bebek potansiyel olarak daha büyük olacakken bazı hastalıklar nedeni ile bu potansiyelini kullanamaz, gelişimi kısıtlanır. Gelişimi kısıtlanmış bebek, anne karnında, doğum anında ve doğum sonrası dönemde ciddi yaşamsal risklerle karşı karşıyadır.

Oluş nedenleri nelerdir?
İntrauterin gelişme geriliği gebelikte olabilecek bazı komplikasyonlardan kaynaklanmaktadır. Bu komplikasyonlar anneye veya bebeğe bağlı olabilir.
Anneye bağlı nedenler çoğunlukla vakaların %80'inden sorumludur. Bu durumda bebekte asimetrik bir gelişme geriliği görülür.
1. Annede damarsal hastalıklar en sık karşılaşılan durumdur. Annedeki hipertansiyon, preeklampsi ve diyabet bebeğin gelişimini bozma potansiyeline sahiptir.
2. Plasentaya ait hastalıklar İUGG sebebi olabilir. Plasenta previa ve plasentadaki yoğun infarktlar bebeğin beslenmesini bozarak gelişme geriliğine neden olabilmektedir.
3. Annenin sigara içimi, annede beslenme yetersizliği, çoğul gebelik ve kansızlık da İUGG nedeni olabilir.

Bebeğe ait nedenler vakaların %20'sinde görülür. Genellikle simetrik gelişme geriliğine neden olur. Tüm vücut ölçümlerinde eşit oranda gerilik söz konusudur.
1. Bebeğe ait anomaliler: kalp anomalileri, kromozom anomalileri (down sendromu , trizomi ), santral sinir sistemi anomalileri
2. Bebeğin rahim içerisinde geçirdiği viral enfeksiyonlar İUGG nedeni olabilir.

Tanı
Halen devam etmekte olan bir gebelikte gelişme geriliğinin tanınması zordur. İlk önce rutin gebelik takiplerinde anne adayının öyküsünde düşük doğum ağırlığına neden olabilecek faktörler araştırılır. Anne adayı daha önce gelişme geriliği olan bebek doğurmuşsa, yüksek tansiyon, diyabet gibi hastalıkları veya sigara kullanımı varsa İUGG açısından dikkatli olmak ve araştırma yapmak gerekecektir. Daha önceden İUGG'li bebek doğurmuş olmak en büyük risktir. Böyle hastalar bebeğin gelişimi açısından yakın takibe alınır. Rutin gebelik muayenelerinde rahimin beklenenden küçük olması veya annenin kilo alımının yetersiz olması da İUGG'yi düşündürür.

İUGG tanısında en büyük yardımcı ultrasondur. Özellikle İUGG gelişimi açısından risk saptanmış gebeler, gebeliğin erken dönemlerinden itibaren bebek gelişimi açısından seri ultrasonografik takiplere alınmalıdır. Gebeliğin hemen başında yapılan ultrason ile gebelik yaşı ve tahmini doğum tarihi doğru bir şekilde saptanmalıdır. Zira daha geç haftalarda yapılan ultrason ile gebelik yaşı tam olarak saptanamamakta gerekli girişim için bazen geç kalınabilmektedir. Ultrasonografik olarak bebeğin baş çapı, baş çevresi, baş çevresi/karın çevresi oranı, uyluk kemiği uzunluğu ölçümleri ve ayrıca bebek ağırlığı ölçümü vb yapılır. Bu ölçümlerde gebelik haftasına göre bir küçüklük saptanması durumunda İUGG'den şüphelenilmelidir.

İUGG'nin en çok karşılaşılan sebebi bebek ile anne arasındaki kan dolaşımının bozulmasıdır. Renkli doppler ultrasonografi ile kan damarlarından geçen kanın akım özellikleri tespit edilebilir. İUGG'li bebekte kan dolaşımı bozulmuştur ve bu durum Doppler ile saptanabilir. Doppler ultrason ile damardaki direnç artışının ortaya konması dolaylı olarak bize kan dolaşımına karşı bir direnç artışı olduğunu gösterir. Anneden bebeğe kan getiren uterin arterde, gebelik ilerledikçe bebeğe daha çok kan gelebilmesi için 24-26. haftaya kadar dirençte düşüş olmaktadır. Bu direncin beklenenden yüksek devam etmesi preeklampsi ve İUGG riskini arttırmaktadır. Bebekle plasenta arasında göbek kordonu içerisindeki umbilikal arter, umbilikal ven ve bebeğin beyin damarlarındaki dalga şekli bozuklukları, bebekteki dolaşım bozukluğunu saptayabildiği gibi dolaşım bozukluğunun şiddetini de belirleyebilmektedir.

Bebekte gelişim geriliğini açıklayacak bir damarsal problem yoksa olabilecek doğumsal anomaliler açısından ayrıntılı bir ultrason taraması yapılmalıdır. Gerektiğinde amniyosentez yapılarak bebeğin kromozom yapısı araştırılır. Ayrıca bebekte olabilecek enfeksiyonlar da (toxoplasma, CMV, Rubella) araştırılmalıdır.

Hasta takibi ve tedavi
İUGG tanısı konmuş bir gebelikte temel problem bebeğin anne karnında ölme riskinin olmasıdır. Ancak bebek bu risk nedeni ile vaktinden önce doğurtulursa da prematürite nedeni ile doğum sonrası dönemde kaybedilebilir. Bu nedenle bebeğin doğum zamanına karar vermek önemlidir.

İlk önce önlenebilir bir İUGG nedeni varsa bu ortadan kaldırılmalıdır. Anne sigara içiyorsa bırakması gerekmektedir. Hipertansiyon, düzenli yatak istirahatı ve gerekirse tıbbi tedavi (İlaç) ile düzenlenir.

Bebeğin anne karnındaki gelişimi ve iyilik hali düzenli ve sıkı bir takibe alınır. Ultrasonografi ile bebeğin gelişim parametreleri ölçülür, kilo alımı takibe alınır. Ayrıca bebeğin içinde bulunduğu amniyotik sıvının azalması da ciddi risk altında olduğunun başka bir göstergesidir. Aynı şekilde renkli Doppler ölçümleri düzenli olarak yapılır. Anne karnındaki bebeğin kalp atımları NST (fetal monitör) ile takibe alınır. Tüm bu testlerin kombine edildiği Biyofizik Profil skorlaması seri olarak yapılır. Gelişme geriliğinin şiddeti bu testlerin yapılma sıklığını belirler.

Bu sıkı takip sonunda bebeğin doğduğunda yaşayabilecek aşamaya gelmesi veya bebeğin anne karnında kalmasının riskli olduğunun saptanması durumunda doğuma karar verilir.

İUGG'li bebeklerin doğumu da risklidir. Zaten sınırda olan bebek kan dolaşımı doğum sancıları sırasındaki rahim kasılmaları ile iyice bozulabilir ve bebek kalp atışları yavaşlayabilir (bradikardi). Bu nedenle bebek kalp atışları sıkı takibe alınarak doğum izlenir. İUGG'li bebeklerde bu nedenle çoğunlukla sezaryen tercih edilmektedir.

Çin Takvimi ile Bebeğin Cinsiyetini Belirleme Cinsiyet Tahmini





Hamile kaldığınız yaş ile hamile kaldığınız ayın  kesiştiği kutucuğu bulmanız gerekmektedir.

Sol sütun : Yaş    Üst Sütun: Aylar

 

Yaş 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12
18 K E K E E E E E E E E E
19 E K E K K E E K E E K K
20 K E K E E E E E E K E E
21 E K K K K K K K K K K K
22 K E E K E K K E K K K K
23 E E E K E E K K K E E K
24 E K K E E K E K E E K E
25 K E K E K E K E K E E E
26 E E E E E K E K K E K K
27 K K E E K E K K E K E E
28 E E E K K E K E K K E K
29 K E K K E K K E K E K K
30 E E K K K E E E E E E E
31 E E E E K K E K E K K K
32 E K K E K E E K E E K E
33 K E E K K E K E K E E K
34 E E K K E K E E K E K K
35 E K E K E K E K E E K E
36 E K E E E K E E K K K K
37 K K E K K K E K K E E E
38 E E K K E K K E K K E K
39 K K E K K K E K E E K E
40 E E E K E K E K E K K E
41 K K E K E E K K E K E K
42 E K K E E E E E K E K E
43 K E K K E E E K K K E E
44 E K K K E K E E K E K E
45 K E K E K K E K E K E K

 

 

Hamilelikte Gebelikte Süt içmek Süt Kullanımı





Hamile olduğunu çevresine söyleyen bir kadın bir anda büyük bir bilgi ve öneri bombardımanına maruz kalır. Aile büyükleri başta olmak üzere daha önce bir hamilelik deneyimi geçiren çevredeki herkes kendi bildiği doğruları yeni hamileye empoze etmeye çalışır. Bu önerilerden en sık karşılaşılanlardan birisi de kuşkusuz süt içmektir.

Hamile kadının çevresindeki ilgili ya da ilgisiz herkes onun hergün mutlaka süt içmesi gerektiğini söyler. Hamile kadının içmesi gereken süt miktarı kimine göre günde bir bardak kimine göre ise bir litredir ve süt içmeye hamile kalındığını öğrenir öğrenmez başlanmalıdır. Süt içmeyi önermenin altında yatan neden ise bebeğin kemiklerinin güçlenmesi için gerek duyduğu kalsiyumun sağlanmasıdır. Bu öneri kısmen doğrudur çünkü süt gerçekten önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Ancak hatalı olan kişileri süt içmeye zorlamaktır.

Süt önemli bir kalsiyum kaynağı olmakla beraber pekçok erişkin kişi süt içmekten hoşlanmaz. Üstelik süt erişkinler için bir besin maddesi olmadığı için pekçok erişkinde laktoz intoleransı vardır ve bu kişiler süt içtiklerinde ciddi anlamda rahatsızlık duyarlar. Buna ek olarak gebeliğin erken dönemlerinde süt gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları tetikleyebilir.

Gelişmekte olan bebeğin kalsiyum gereksinimi son trimesterda yani 28. haftadan sonra belirginleşir. Bu haftalarda kalsiyum alımı daha çok önem kazanır. Ancak hamile bir kadının alması gereken kalsiyum bebeğinin gereksinimini karşılamaktan çok kendi depolarını doldurmak içindir. Siz yeterli miktarda kalsiyum almasanız bile bebeğiniz için endişe duymanız gerekmez. Çünkü bebeğiniz kendi gelişimi için gereksinim duyduğu kalsiyumu sizden zaten alacaktır. Bunun için eğer gerekliyse sizin kemiklerinizdeki kalsiyumu da kullanabilir. Eğer bu durum uzun süre devam ederse ve siz doğumdan sonra da yeterli kalsiyum almazsanız ileride kemik erimesi sorunu yaşama riskiniz artar.

Tekrarlamak gerekirse süt ve kalsiyum bebeğinizden çok kendiniz için gereklidir. Eğer hamileliğinizin son dönemlerinde yeterli kalsiyum almıyorsanız bu durum çoğu zaman bacak krampları şeklinde kendini belli eder.

Eğer süt seven bir kişi iseniz bu sizin için bir avantajdır çünkü süt önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Ancak eğer süt sevmiyorsanız ya da herhangi bir nedenden dolayı içemiyorsanız da endişelenmeniz gerekmez. Çünkü önemli bir kaynak olmakla beraber dietteki tek kalsiyum kaynağı süt değildir. Sütten üretilmiş ürünler de yüksek oranda kalsiyum içerir.

Örneğin bir bardak yoğurt hemen hemen bir bardak süt kadar kalsiyum içerir. Bunun yanısıra beyaz peynir başta olmak üzere peynir çeşitleri ve dondurma da önemli ölçüde kalsiyum içerir. Bunun yanı sıra brokoli, bürüksel lahanası ve ıspanak gibi sebzeler de kalsiyum açısından zengindir.

Eğer süt içecekseniz yağı alınmış light sütlerden içmeyi tercih edin. Light süt ile normal süt arasındaki fark sadece yağının alınmış olmasıdır. Light sütler genelde normal sütlerden daha fazla kalsiyum içeririler. Light süt içerek hem yeterli miktarda kalsiyum almış olur hem de gereksiz kalori alımının önüne geçmiş olursunuz.

Süt içemiyorsanız endişelenmeyin çünkü bunu yapmak zorunda değilsiniz. Hele hamileliğin başlarında buna kendinizi zorlamak da gereksiz endişe ve strese neden olur.

Hamilelikte Gebelikte Mineral Kullanımı





Hamileliğin başlangıcında gözle görülemeyecek kadar küçük olan bebek, doğum sırasında yaklaşık 3300 gram ağırlığında ve 50cm. boyundadır. Gebelik, insanoğlunun en hızlı büyüdüğü dönemdir. Bu dönemde bebek, gerekli besinleri, göbek kordonu yoluyla annesinden almaktadır. Bu nedenle hamilelik sırasında anne adayının beslenmesi, bebeğin sağlıklı ve yeterli gelişimi için çok önemlidir. Anne için de; sağlıklı ve iyi bir gebelik dönemi geçirmek, gebeliğe özgü bazı sorunları yaşamamak veya daha az yaşamak, daha rahat bir lohusalık dönemi geçirmek, lohusalıkta anne sütünün yeterli ve kaliteli olması gibi nedenlerden dolayı, beslenme alışkanlıklarınızı tekrar gözden geçirmeniz gerekmektedir.


Bir kişinin günlük alması gereken kalori miktarı, yaklaşık olarak 2000 kaloridir. Gebelikte bu oran çok fazla artmaz; gebeliğin başlarında 2100 kalori iken, 2. ve 3. trimesterde 2300 kalori olacaktır. Onun için doğru olan, gebelik sırasında daha fazla yemek değil, bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli besin maddelerinden almaya daha fazla dikkat etmektir. Hamilelik olsun olmasın, beslenmedeki temel düşünce, dengeli beslenmedir. Gebelikte de; protein, lipit (yağ), karbonhidrat (şeker), vitamin ve mineral içeren besinlerden dengeli bir şekilde almak, hem bebeğin iyi beslenmesini sağlayacak, hem de sizin gereğinden fazla kilo almanızı önleyecektir.

Kilonuzu izleyin:

Hamilelikte genel olarak önerilen kilo alımı miktarı, ortalama 12-15 kilodur. Bu miktar, annenin boyu ve gebelik öncesi kilosu ile değişebilir. Vücut kütle indeksi (BMI= kilo/boyun karesi [kg/m2]) normalden az olan zayıf kadınlarda bu miktar daha fazla, normalden fazla olan şişman kadınlarda daha az olmalıdır. (Vücut kütle indeksinin normali: 20-26 kg/m2)

İdeal kilo alımı miktarını ortalama 12 kilo olarak kabul edersek, bunun 4 kilosu, gebeliğin ilk yarısında (ilk 20 haftada), kalan 8 kilosu da ikinci yarısında (ikinci 20 haftada) olmalıdır. Bu da, gebeliğin ikinci yarısında haftada ortalama 400 grama eşdeğerdir. İlk üç ayda kilonuz, genelde sabit kalır. Hatta, bulantı ve kusmaların çok olduğu durumlarda bir miktar kilo kaybı da görülebilir. Bu durumda telaşlanmaya gerek yoktur, bulantılar bittiğinde kilo almaya başlayacaksınız. Bu dönemde bebeğin yetersiz besleneceği düşüncesine kapılmayın; bebek ilk üç ayda çok küçüktür, hiçbir şey yemeseniz de tüm ihtiyaçlarını anne vücudundan karşılayacaktır. Gebelik sırasında anne tarafından en çok kilo alınan dönem, 5,6 ve 7. aylardır. Tüm gebelik boyunca fiziksel harcamalar giderek azalırken, iştahın arttığını unutmayın.

Gebelikte genel olarak önerilen, tüm temel besin maddelerinden her birinin yeterli ve düzenli olarak alınmasıdır. Temel besin maddeleri; proteinler, lipitler (yağlar), karbonhidratlar (şekerler), vitaminler ve minerallerdir. Şekerli ve yağlı gıdalar, besleyici özelliği düşük, kalori oranı yüksek gıdalardır, kolayca depo edilirler ve fazlasının bebeğinize faydası yoktur. Ayrıca protein ve vitamin-mineral içerikli gıdaların içinde de yeterli oranda şeker ve yağ bulunmaktadır. Genel olarak 1 gram lipit 9 kalori, 1 gram protein 4 kalori verir. Bu nedenle, lipit yönünden zengin besinleri, yağlı etleri, yağlı peynirleri, margarin, tereyağı, sıvı yağ gibi besinleri azaltmak gerekir. Ayrıca gizli yağlar içeren besinleri de: kızarmış patates, kızartmalar, pastalar, hamur işleri, vb.

Karbonhidrat içeren şekerli gıdalar da, sindirim sırasında kolayca yağa dönüşen yiyeceklerdir.

Şekerlemeler, hamur işleri, tatlılar, çikolatadan kaçının.

Kahvaltıda yediğiniz reçel, bal miktarını, çay veya kahveye koyduğunuz şeker miktarını azaltın. (Kahve, kola ve çikolata, yoğun miktarda kafein içerirler. Bunların fazla miktarda alımı, hem sindirim sistemini zorlayacağından, hem de kafeinin bebeğe olası zararlı etkilerinden dolayı önerilmemektedir. Çayda tein maddesi vardır, kafein kadar olmasa da aşırı alımı aynı etkileri oluşturabilir, gebelikte mümkünse çayı açık için.
Beyaz ekmeği, patatesi, nişastalı yiyecekleri (makarna, pirinç pilavı, vb.) azaltın.
Arada sırada atıştırılan bisküviler, abur cubur yiyecekler, çerezler de azaltılmalıdır. Küçük bir elmalı pasta dilimi, haşlanmış iki patatesle bir biftekten daha fazla kalori verir.

Gebeliğin takibi sırasında çok kilo aldığınız ortaya çıkarsa, sıkı bir diyet veya egzersiz yaparak kilo vermeyi düşünmeyin. Gebelikte sıkı diyet yapılması sakıncalıdır. Bebeğin her hafta gelişimi devam etmektedir. Kilo vermek için yapılacak egzersizler de, kasık veya karın ağrılarına, hatta erken doğum ağrıları denen rahim kasılmalarına yol açabilir. Gebelikte egzersiz, kilo vermek amacıyla değil, kasların ve dokuların esnekliğini korumak ve doğuma hazırlamak amacıyla yapılmalıdır. Çok kilo aldığınızı gördüğünüzde, beslenmenizi tekrar gözden geçirmek ve gereksiz kilo aldıran yiyecekleri hemen azaltmak, doğru olandır.

Gebelikte dengeli ve düzenli besleniyorsanız, vitamin ve mineral içeren meyve ve sebzeleri bol miktarda alıyorsanız, düzenli vitamin hapı kullanımı gerekmeyebilir. Gebelik boyunca prensibiniz şu olmalıdır: doğal olanı yapay olana tercih edin. Hazır satılan meyve suları yerine taze sıkılmış meyve suyunu tercih edin; sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş etler yerine işlenmemiş, taze etleri alın; vitamin haplarına bağlı kalmak yerine doğal vitamin ve mineralleri içeren taze sebze ve meyveleri tercih edin, sakarin veya aspartam gibi yapay tatlandırıcılar yerine şeker kullanın, gibi. Yetersiz beslenip vitamin ilaçlarına güvenildiğinde gerekli olan tüm ihtiyacın karşılanamayacağından emin olabilirsiniz.

Gebelik sırasında sadece demirin dışarıdan ek olarak alımı zorunludur (başka hiçbir sorun yok ve koruyucu önlem gerekmiyorsa). Demir içeriği yüksek besinlerden ne kadar çok alsanız da, özellikle gebeliğin 2. yarısında demir içeren ilaçlardan kullanmanız gerekecektir. Gebelikte vücudun demir ihtiyacının tümünün besinlerden karşılanması için alınması gereken besin miktarı, aşırı kilo alınmasına neden olur ve uygun bir beslenme şekli değildir. İkiz gebeliklerde, kansızlık belirtileri olan anne adaylarında normalden fazla dozlarda demir alımı gerekebilir. Alacağınız demirin bebeğinizin demir depolarının oluşumunda önemli rol oynadığını unutmayınız.

Gebelik sırasında öğün sayısını arttırarak aynı miktardaki besini almak, midenin aşırı dolmasını ve bulantı, mide yanması, barsaklarda gaz birikimi ve şişkinlik gibi hazımsızlık sorunlarının oluşmasını önleyecek, sindirim sisteminizin daha rahat çalışmasını sağlayacaktır.

Su, temel bir besin maddesidir. Suyu ve sıvı gıdaları gebelik öncesi döneme göre daha fazla oranda almanızın çok sayıda yararları vardır. Su, vücuttaki zararlı oksijen radikallerini azaltır (antioksidan özellik), idrar yollarının temizlenmesini sağlar, olası kabızlık sorununu önler, özellikle yaz aylarında halsizlik şikayetlerini azaltır. Gebelikte mide boşalması gecikir ve mide içeriği midede daha uzun süre kalır. Bunun sonucunda daha fazla salgılanan mide asidi, mide mukozasını tahriş eder ve mide yanmalarını oluşturur. Bol miktarda sıvı alımı, bu mide asidi fazlasının verdiği rahatsızlığı da azaltır.

Protein içeren besinler:
Proteinler, organizmanın temel yapı taşlarıdır. Vücudunuzun bütün dokularını oluşturur ve yeniler. Bebeğinizin gelişimi için de en temel besin türüdür. Kırmızı ya da beyaz et (dana veya koyun eti, tavuk, balık), yumurta, süt ve süt ürünleri, baklagiller, ceviz, fındık, yerfıstığı, ekmek ve tahıllar, başlıca protein kaynaklarıdır. Bitkisel proteinler, hayvansal proteinlerle aynı biyolojik değeri taşımaz, yalnız başına tüketildiklerinde hayvansal kaynaklı proteinlerin yerini dolduramaz. Sadece kırmızı etin yenmediği vejetaryen beslenme şekli, gebelikte sakınca oluşturmayabilir, ancak tavuk veya balık etini, süt ve süt ürünleri gibi bütün hayvansal gıdaların yenmediği katı vejetaryenlik, gebelikte kesinlikle sakıncalıdır ve kaçınılmaz beslenme yetersizliklerine ve bebekte büyüme ve gelişme geriliğine neden olur.

Lipit (yağ) içeren besinler:
Bunlar, tabii ki sıvı yağlar (mısırözü yağı, zeytinyağı, çiçek yağı), tereyağı, margarin, ayrıca tam yağlı sütler, yağlı etler, yağlı balıklar (tonbalığı, levrek, vs.), çerez türleri (ceviz, fındık, badem, fıstık) ve yumurta sarısıdır.
Yağlar temel besin maddesi olup dengeli beslenme için gereklidir ama az miktarda olmak kaydıyla. Zaten sindirimi zor olan yağların en kolay sindirilebilecekleri şekliyle çiğ olarak tüketmek, kızartma yağından kaçınmak gerekir.

Karbonhidrat (glikoz,şeker) içeren besinler:
Her türlü hamur işleri, pastalar, şekerlemeler, ekmek, bal, reçel, pirinç, patates, nişastalı yiyecekler, pilav, makarna, tatlılar, olgun meyveler, başlıca karbonhidrat kaynaklarıdır. Ayrıca meyvelerden muz, üzüm, erik, incir, hurmada bol miktarda bulunur. Bu besinlerden aşırıya kaçmamak üzere almaya devam edilebilir. Eğer çok kilo almaya başlarsanız, ilk olarak azaltmaya başlamanız gerekenler bunlardır.

MİNERALLER:

Demir:
Gebelik sırasında kan hacmi %50 oranında artar ve rölatif bir anemi tablosu oluşur. Bunu ve bunun belirtilerini gidermek için gebelik boyunca düzenli demir alımı çok gereklidir. Ayrıca gebeliğin ikinci yarısında bebek, demir depolarını oluştururken annenin demir depolarından kullanır. Demir eksikliğiyle doğan bebekte halsizlik, meme emememe görülür ve dolayısıyla gelişimi yavaşlar. Günde 60mg. elementer demir (Fe++) alımı önerilmektedir.

Demirden zengin gıdalar; karaciğer, dalak gibi sakatatlar, kırmızı et, yumurta sarısı, kuru meyveler, beyaz fasulye, mercimek, dereotu, ıspanak, maydanoz, badem, fındık, ceviz, yulaf ezmesidir. Ancak gıdalarla demir ihtiyacı karşılamak çok fazla kalori alımı sonucunu doğuracağından gebelikte demir tedavisi önerilir.
C vitamini demir emilimini arttırdığından turunçgiller, domates gibi C vitamininden zengin gıdalardan da alınmalıdır.

Kalsiyum:
Kemik ve diş gelişimi için çok gerekli bir maddedir. Ayrıca kas dokularının kasılma fonksiyonunun sağlanmasında ve kan pıhtılaşması mekanizmasında önemli rolleri vardır. Karnınızdaki bebeğin iskelet sistemi ve dişlerinin gelişimi için yeterli miktarda kalsiyum almanız gereklidir. Bu gereksinim, dengeli beslenmeye ek olarak günde en az bir bardak süt içmekle sağlanabilir. Süt içmekte zorlanıyorsanız yoğurt, ayran ve peynir gibi süt ürünleriyle de karşılayabilirsiniz. Ancak unutmayın; sütte daha fazla kalsiyum vardır ve sütün içindeki proteinler ve laktoz denilen süt şekeri de gebelikte çok faydalıdır.

Özellikle üçüncü trimesterde bebeğin iskelet sistemi ve diş gelişimi en hızlı aşamasındadır ve kalsiyum gereksinimi önemli ölçüde artar. Bu nedenle günlük süt tüketimi de yarım litreye (yaklaşık iki su bardağı) çıkmalıdır. Bu dönemde alınan kalsiyum ayrıca lohusalıkta süt yapımında kullanılmak üzere depolanmaktadır. Ancak şu da bilinmelidir ki, hamilelikte fazla miktarda süt içmek gereksizdir. Süt; kalsiyum, protein ve vitaminleri bol miktarda içerdiği gibi yağ da içermektedir. Dengeli beslenmenize rağmen günde yarım litreden fazla sütten içiyorsanız, gereğinden fazla kilo almanızı sağlar. Ancak yağı alınmış sütlerde bazı yağda eriyen vitaminler de (A,D,E,K vitamini) kaybolduğundan önerilmemektedir.

En fazla kalsiyum içeren besinler, süt ve süt türevi olan peynir ve yoğurttur. Ayrıca; kuru incir, kuru fasulye, tere otu, karnabahar, lahana, ıspanak, yumurta ve içme suyunda da bulunur. Peynirlerden de sert peynirler grubunda olanlar (kaşar ve tulum gibi) daha fazla kalsiyum içermektedir. Sütten bulaşabilecek bazı hastalıklar nedeniyle taze peynirden her zaman olduğu gibi kaçınılmalı, pastörize süt ürünleri tercih edilmelidir.

Flor:
Gebelik sırasında bebeğin dişlerinin oluşumu ve ileride sağlamlıkları için gebeliğin ikinci yarısında günde 2,2mg. flor alınması önerilmektedir, ancak bu konuda tam bir görüş birliği yoktur. Emziren annelerin flor alması, anne sütünde flor oranını arttırmaz.

Sodyum:
Sofra tuzunda bulunan temel bir mineraldir. Gebelikte sodyum eksikliği, diüretik (idrar söktürücü) ilaç alımı olmadıkça çok nadirdir. Preeklampsi durumundan korunmak için diyetteki ekstra tuzu azaltmak gerekir. Tam tuzsuz diyet, sodyum alımını azaltacağından, zararlı bile olabilir. Bu nedenle preeklampsi korunmasında önerilen, yemek pişirme sırasında normal miktarda tuz konması, sofrada yeniden eklenmemesidir.

Magnezyum:
Besin maddelerinde yaygın olarak bulunduğundan dengeli beslenen bir anne adayında takviye edilmesine gerek yoktur. Ancak bazen gebeliğe bağlı kas kramplarında, etki mekanizması tam olarak açıklanamamasına karşın, düşük doz magnezyum verilmesi etkili olabilmektedir.

Fosfor:
Besinlerin içinde yaygın olarak bulunan bir madde olduğundan ileri derecede beslenme yetersizliği ve böbrek yetmezliği hastaları hariç, fosfor eksikliği çok ender görülür.

Folik asit:
Marul, tere otu, ıspanak, ceviz, badem, brokkoli, kavunda bulunur. Peynir, özellikle ekmek kabuğu, avokado, lahana, yeşil biber de çok iyi birer folik asit kaynağıdır. Folik asit, kan hücresi yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde çok önemli görevler üstlenir.

Gebeliğin ilk trimesterindeki (ilk 12 haftasında) folik asid eksikliği, bebeklerde nöral tüp defekti (NTD) adı verilen omurga defektlerine yol açabilmektedir. Bu nedenle gebelik öncesi 3 ay boyunca ve gebeliğin ilk 12 haftasında günde 400mg. folik asid kullanımı önerilmektedir.

Hamilelikte Gebelikte Yanlış Beslenme





Araştırmalara göre, beslenmeyle ilgili sorunlar kadınların yumurtalıkları ile erkeklerin spermleri üzerinde olumsuz etki yapıyor. Yanlış beslenme alışkanlıkları kadınların yumurtalıklarını etkileyerek sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale getiriyor.

Erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırıyor. Yanlış beslenme kısırlık tedavilerinin başarılarını da düşürüyor.


Bebek sahibi olmaya karar verenler özellikle hangi dönemde doğru beslenmeye dikkat etmeliler?
Sadece gebelikte değil, gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemli. Gebeliğe hazırlanırken daha suni tatlandırıcılar, kafein, sigara alkol gibi pek çok maddenin kullanımı ile ilgili alışkanlıklar değiştirilmeli . Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diyet önerilmez.

Gebe kalmadan önce günlük bazı takviyeler faydalı olabilir. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekteki merkezi sinir sistemi anomalilerini azaltır.



Sigara içimi kadınların üreme sistemini nasıl etkiliyor?
Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor.

Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.

Bebek sahibi olmaya çalışan çiftler, nikotinin gebeliğin oluşmasında ve doğuma kadar sağlıklı olarak sürmesinde, oldukça olumsuz etkileri olduğunu mutlaka bilmeliler.

Erkeklerin üreme sistemleri üzerindeki etkisi?
Sigara içimi ile, erkek üreme sağlığı arasındaki ilişki kadına oranla daha az açık. Günde 1 veya 2 paket gibi yoğun sigara içen erkeklerin, spermlerinde daha fazla şekil, hareket bozukluklarına ve anomalilere daha sık rastlanıyor.

Erkeklerin yoğun sigara kullanımı, sigara kullanmayan eşlerini pasif içici yaptığı için olumsuz etkiliyor. Kısırlık tedavisi öncesinde 2-3 ay sigarayı bırakmış olmak bile tedavinin sonucuna oldukça olumlu katkılar sağlıyor.

Gebelikte sigara içimin sonuçları ne olabilir?
Sigara içen gebeler, daha çok erken doğum yapmaya ve düşük doğum tartılı bebek dünyaya getirmeye eğilimliler. Bir araştırma sonucunda, eşleri sigara içen kadınların sadece beşte birinin hamile kaldığı, eşleri sigara içmeyen kadınlarınsa üçte birinde başarı sağlandığı ortaya çıktı.

Alkolün gebe kalma şansı ve gebelik üzerindeki olumsuz etkileri nedir?
Alkol de gebe kalma şansını azaltır. Alkol erkekte de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

Annenin kilo almasıyla, doğurduğu bebeğin kilosu arasında ilişki var mı?
Annenin kilo artışıyla bebeğin doğum kilosu arasında her zaman doğru bir ilişki olmaz. Hamileliği süresince 20-30 kilo aldığı halde küçük bebek dünyaya getiren anneler olduğu gibi bunun tam tersi 1-2 kilo artışı ile hamilelik süresini tamamlayan annelerin 4 kilo civarında bebekler dünyaya getirdiklerini görüyoruz.

Hamilelikte Gebelikte Tatil Yapma





Hamileyim deyip kendinizi kısıtlamayın! Uzmanlar güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzmeyi tavsiye ediyor

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. İnci Öz, tatile çıkacak olan hamilelere, "güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzmeleri, deniz ya da çok yoğun olmayan havuzları tercih etmeleri" konusunda uyardı.

İnci Öz, yaptığı açıklamada, gebelerin tatil için hava sıcaklığı ve nemin çok yoğun olmadığı, tam teşekküllü sağlık kuruluşlarına kolay ulaşılabilecek yerleri seçmeleri gerektiğini ifade etti.

Gebelikte tatilin, uygun ortam ve koşullar sağlanması halinde çok rahat geçebileceğini vurgulayan Öz, şu önerilerde bulundu:

"Güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzün. Deniz veya çok yoğun olmayan havuzları tercih edin. Güneşte fazla kalmayın. Sabah erken ve akşam saatlerinde çok yorucu olmayacak şekilde uzun yürüyüşler yapın. Hayvansal ve bitkisel proteinler ile sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Az ve sık yiyin, günlük sıvı alımını da 3-4 litreye kadar artırın."

İnci Öz, hamilelere, çok yoğun ve karbonhidrat ağırlıklı besinler ve aletle yapılan su sporlarından uzak durmaları uyarısında da bulunarak, yüksek koruma faktörlü güneş koruyucularının da mutlaka kullanılması gerektiğini söyledi.

Öz, tatile çıkmadan önce ve dönüşte yapılması gereken gebelikle ilgili değerlendirme ve tetkiklerin de aksatılmamasını önerdi.

Hamilelikte Gebelikte Psikolojik ve Ruhsal Değişiklikler





Ruhsal olarak sağlıklı kadınlar hamileliği, kendilerini gerçekleştirme, temel bir ihtiyacı tatmin etme, dişilik hakkında kendileriyle ilgili şüphelerini azaltan ve kadın kimliklerini tam olarak yaşamalarını sağlayan bir üretme eylemi olarak algılarlar. Hamilelikte duygusal değişime neden olan etkenler şu şekilde sıralanabilir:
- Hormonal değişiklikler
- Vücut biçiminin değişiklikleri ve algılanması
- Hamilelikle ilgili bilinçli ya da farkına varılmayan düşünce, duygu, tutum, beklenti ve çatışmalar.

Hamileliğin her üç ayında kendine özgü bir uyum süreci yaşanmaktadır.

İlk üç ay: Bu aylarda kadın hamile olduğu gerçeğine uyum sağlanmaya çalışılır. Eğer istenilen bir gebelikse mutluluk, haz, doğum duygusu beraber yaşanır. Kadının aile ve iş durumu, eşiyle ilişkisi hamilelik durumunun yaratacağı yeni güçlük ve gereksinimleri karşılamasında etkili olur. Bu dönemde duygu, mizaç değişiklikleri görülür. İlk üç ayda yaşanılan mide bulantısı, kusma, ağız sulanması, iştah değişiklikleri, duygu-mizaç değişiminin şiddetini ve seyrini de etkiler.
İkinci üç ay: Bu dönemde bebekle olan bağ daha derinleşir. Çünkü artık bebeğin hareketleri hissedilmekte ve yeni, canlı ayrı bir varlığın farkına varılmaktadır. Üçüncü üç ay: Bu son dönemde bebek annenin bütün sistemlerini etkilemiştir. Doğum yaklaştıkça, doğumun nasıl gerçekleşeceği, bebeğin sağlıklı olup olmayacağı, doğum sonrası bebeğin bakımı, annelik rol ve işlevinin yeterince yürütüp yürütemeyeceği gibi endişeler ortaya çıkmaya başlar. Huzursuzluk, uykusuzluk, sabırsızlık, kaygılı bekleyiş, doğumu da zor ve acılı bir deneyim haline getirir.

Eş ve çevre faktörleri: Hamilelikte kadının psikolojisi doğrudan doğruya etkileyen çok önemli diğer faktörler, eşinin tutumu ve içinde yaşadığı psiko-sosyal çevredir. Erkeğin destek, güven ve yakın ilgisi, her iki tarafın da yaşadığı ruhsal karmaşayı azaltır. Erkek çeşitli zorlamalarla ne kadar başarılı biçimde baş edebilirse, kadının uyum sağlamasını da o kadar kolaylaştırır. Erkeğin yapısı ve olgunluğu, yardımcı olmaya, paylaşmaya, destek olmaya müsait değilse, kadının yükü ağırlaşacaktır.

Doğum sonrası ruhsal reaksiyonlar: Doğumu izleyen ilk bir haftada yeni duruma uyum sağlama ve annelik rolüne adaptasyonla birlikte, biyolojik, hormonal dengedeki ani değişikliklerle ortaya çıkan hafif huzursuzluk, uyumsuzluk ve ağlama krizleri görülebilir. Bu durum, annelerin % 50-80�inde ortaya çıkar ve 1-2 hafta içinde, herhangi bir tıbbi müdahale olmadan geçer. Loğusalık depresyonu ise annelerin % 10-15�inde görülebilir ve tedavi gerektiren ciddi bir durumdur.

Anne ilk günlerde bebeğinin ağlamasını anneliğinin yetersizliğine bir tepki biçimde algılayabilir. Yeni anneye çevreden verilen tutarsız, çelişkili mesajlar da şaşkınlığını ve endişesini arttırır. Bunun yanında annenin iş hayatı ve kariyer beklentilerine yönelik kaygıları da rol çatışmasına yol açabilir. Yeni doğanın mutlak bağımlılığını kabul etme güçlüğü ortaya çıkabilir.

Bu dönemin sağlıklı geçirilebilmesi için eşin ve yakınların yardımı, duygusal desteği ve sosyal destek mutlaka sağlanmalıdır.

Ayrıca anne adayı demir ilacını ve emzirdiği sürece vitamin ilaçlarını kullanmalı, uyumaya, beslenmeye özen göstermeli, kendisine zaman ayırmalı, eşiyle yemeğe, sinemaya, konsere, alışverişe çıkacak zamanlar ayırmalıdır.

Tek Gen Hastalıkları Akraba Evlilikleri Sonucu Kalıtsal Hastalıklar





Son elli yılda genetik biliminde sağlanan ilerlemenin tıbbın tüm alanlarındaki ilerlemenin üzerinde olduğunu söylemek mümkündür. Sağlanan ilerlemelerle pek çok hastalığın nasıl kalıtıldığı saptanmış ve ileri laboratuar yöntemleriyle bu hastalıkların önlenmesi ve hatta gen tedavisiyle bir kısım hastalığın tedavisi mümkündür. Burada akraba evliliğinin kalıtsal hastalıklar üzerindeki etkisi üzerinde durmak istiyoruz.

Akraba evliliğinin ülkemizde çok sık karşılaşılan bir durum olduğunu biliyoruz . Bazı bölgelerde evliliklerin yarısından fazlası yakın akrabalar arasında yapılmaktadır. Akraba evliliklerinin yaygınlığı kısa ve uzun vadeli olarak sorunlar yaratabilir. Akraba evliliğinin getirdiği riskleri anlatmak için genetik hastalıklar konusunda kısaca bilgi vermek uygun olacaktır.

Hemen bütün hücrelerimizin çekirdeklerinde bütün genlerimizi üzerinde bulunduran kromozomlar bulunur. Her türde farklı sayıda bulunan kromozomlar insanlarda 46 tane yani 23 çifttir. Temel yapısı DNA dan oluşan kromozomları renkli yünlerden örülmüş çizgili atkılara benzetebiliriz.Bu uzun atkılar üzerindeki her bir rengi de bir gene benzetmek mümkündür. Yani bir kromozom üzerinde pek çok gen yan yana dizilmiş durumdadır. Genler kalıtımın temel ünitesini oluşturur.Ebeveynlerimize benzememiz taşıdığımız ortak genler nedeniyledir. Her gen vücudumuzda yapıtaşı olan ya da başkabir görev üstlenen bir proteinin şifresini taşır.Yani vücudumuz her bir proteini bir genin yardımıyla sentezleyebilir. İnsan kromozomlarının 40000 civarında gen taşıdığı bulunmuştur.
 

 Kromozomlarımızın 23 çift olduğunu belirtmiştik. Bu kromozomların 22 çifti ‘otozomal’ adını verdiğimiz kromozomlar,bir çifti de X ve Y olarak gösterilen ‘cinsiyet’ kromozomlarıdır. Kromozom yapısı erkekler için 46 XY, kadınlar için de 46 XX olarak gösterilir. Cinsiyet kromozomları üzerinde cinsiyete bağlı özellikleri belirleyen genler dışında bazı yapısal gebler de bulunmaktadır. Her bir genimiz de çiftiyle birlikte kromozomlarda yeralır. Bu genlerden birisi annemizden birisi de babamızdan gelmektedir. ‘Tek gen hastalığı’ adı verilen geniş bir grup hastalık genlerin yapısındaki bozukluktan kaynaklanır. Bu hastalıklardan birkısmı dominant (baskın) adı verilen türde kendini gösterir. Yani anne ve babadan gelen iki genden biri kusurlu olduğunda bile hastalık ortaya çıkabilir. Diğer ebeveyn sağlıklıysa hastalık riski doğacak her bir bebek için %50 dir.
Resesif (Çekinik) kalıtılan bir grup tek gen hastalığında ise hastalığın açık olarak ortaya çıkması için hem anneden hem de babadan alınan genin hastalıklı olması gerekir. Akdeniz anemisi (Thalassemia), Kistik fibrosis, Orak hücreli anemi hastalıkları bu grupta yeralır. Eğer ebeveynlerden gelen genlerden biri hastalıklı diğeri sağlam ise hastalık ortaya çıkmayabilir.Kişi bu durumda ‘taşıyıcı’ olur.Kendisi sağlıklı olmasına karşın çocuklarına hastalığı taşıma riski vardır. Akraba evlilikleri bu tür hastalıklar için artmış risk oluşturur. Görünüşte sağlıklı olan iki akrabanın aynı genetik bozukluk için ‘taşıyıcı’ olma olasılığı hiç akrabalığı olmayan kişilere göre çok daha yüksek bir olasılıktır.İki taşıyıcının evlenmesi durumunda doğacak her çocuk için %25 hastalık riski vardır.Çocukların taşıyıcı olma olasılığı da%50 dir.Yine %25 oranında da tamamen sağlıklı bir çocuk olasılığı vardır. Bazıları çok nadir görülen bu tek gen hastalıklarından ülkemiz için en önemlisi ‘Akdeniz Anemisi’ dir. Ancak bazı ailelerde daha nadir görülen ve ölümcül hastalıklara da rastlanmaktadır
 

Eğer ailede daha önce tanı koyulmuş bir tekgen hastalığı bulunuyorsa akraba evliliklerinden özellikle kaçınmak gerekir. Daha önce bu tip bir hastalıkla doğan çocukları olan ailelerde hastalığın anne karnında tanısı için amniosentez ya da koryon villus biopsisi (CVS) uygulanabilir. Ya da tüp bebek yöntemleri ile birlikte ‘preimplantasyon genetik tanı’ uygulanarak sadece hastalığı taşımayan embriyoların anneye transferi sağlanabilir.

Bugün ülkemizde yaygın görülen Akdeniz anemisi için evlilik öncesi testlerle taşıyıcılık durumu saptanabilmektedir. Eğer her iki ebeveyn de taşıyıcı ise gebelik öncesi mutlaka genetik danışmanlık alınmalıdır.

Yukarıda anlatılanlar dışında farklı türde kaltılan pek çok genetik hastalık bulunmaktadır. Ancak akraba evliliğinin temel olarak genetik hastalık türü öncelikle ‘Tek gen Hastalıkları’dır .
 

 

Kaynak: www.bebekbeklerken.com

Hamilelikte Gebelikte üçlü Tarama testi





Üçlü test anne kanında alfafetoprotein (AFP), b -hCG ve unkonjuge estradiol ölçümlerine dayanarak yapılan bir risk hesaplamasıdır. Burada ortaya çıkan risk 35 yaşındaki kadınlar için belirlenen riskten daha yüksek ise amniosentez önerilmektedir. Üçlü test ile ikili testten farklı olarak nöral tüp defektlerinin riskide belirlenebilmektedir. Genel olarak üçlü test ile Down Sendromu olan bebeklerin % 60'ı, üçlü test ve ultrasonografide anomali taraması ile ise % 85'i yakalanabilmektedir. Bazı çalışmalarda üçlü test'te çalışılan hormonlardan b -hCG'nin daha önemli olduğu gösterilmiştir. Son zamanlarda kanda üçlü teste ek olarak inhibin-A düzeylerine de bakılarak (Dörtlü-quadriple test) testin duyarlılığının arttığı gösterilmiştir.