| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Hamile Anne Gebelik Zamanı Bilgi ve Doğum

Yazılar arşiv 10.2008 Other entries in 2008-10 resimler , videolar

Bebeğin Cinsi Nasıl Belirlenir Nasıl Anlaşılır ? Kız mı Erkek mi ?





Cinsiyet, genetik olarak belirlenir. Embriyo, anneden ve babadan gelen cinsiyet kromozomlarının bileşimi XX olduğunda dişi, XY olduğunda erkek olarak gelişir. Bu kromozomlarda bulunan bazı genler, bazı hormonları harekete geçirir ve cinsiyet buna bağlı olarak belirlenir.

Gelecekte testis ya da yumurtalık olarak gelişecek olan gonadlar, 5. haftada gelişmekte olan böbreklerin yakınında oluşmaya başlarlar.

Gelecekte sperm ya da oosit olarak gelişecek ilkel üreme hücreleri, 6. haftada besin kesesinden embriyoda gonadların bulunduğu bölgeye doğru göç eder. Burada bir önceki hafta içinde oluşmuş olan parmak benzeri yapılarla birleşirler. Gonadların yapısı, bu zamana kadar erkek ve dişilerde benzerdir.

İnsanda, gelişimin ilk zamanlarında iki organ kümesi bulunur: Müller kanalları ve Wolff kanalları. Müller kanalı, dişi üreme organları halinde gelişirken, Wolff kanalları da erkek üreme organları olarak gelişir. Dişi ya da erkek üreme organlarından hangisinin gelişeceği, erkeklik hormonu olan testosteronun varlığına bağlıdır. Embriyonun Y kromozomunda SRY geni bulunuyorsa, bu gen diğer genleri harekete geçirerek testosteron salgılanmasını uyarır. Testosteron, Wolff kanallarının erkek üreme organları olarak gelişmesini başlatır ve Müller kanalı küçülür. Eğer X kromozomu varsa ya da Y kromozomunda SRY geni bulunmuyorsa, testosteron üretimi olmaz. Wolff kanalı küçülür ve Müller kanalı dişi üreme organları halinde gelişir. Dişinin klitorisi Wolff kanallarının kalıntısıdır.

Anne Karnında Bebek Hareketleri





Özellikle son iki ayda bebek hareketleri bebeğinizin sağlık durumu için güvenilir bir göstergedir.

Bebeğinizin hareketlerini ilk hareketlerini ne zaman hissedebilirsiniz?: Gebeliğin erken dönemlerinden itibaren hareket etmeye başlasa da bebeğinizin hareketlerini hissedebilmek için genelde 18. haftaya kadar beklemek zorundasınız. Bu heyecan verici tecrübe ilk gebelikte genelde daha geç yaşanır.İkinci ve daha sonraki gebeliklerinde anneler 14. haftadan itibaren bebek hareketlerini hissedebilirler. Ancak bazı hamilelerde 20. haftaya dek bebek hareketlerinin hissedilmemesi de mümkündür.

Hareketlerin bebek için önemi nedir? :Bebek hareketleri bebeğin hareket sisteminin,kemik kas ve eklemlerinin normal gelişimi için hayati önem taşır.Bu hareketlerin engellendiği durumlarda hareket sisteminde ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Hareketler aynı zamanda bebeğin sağlık durumunun da güvenilir bir göstergesidir.
Bebek hareketi olarak ne hissedebilirsiniz?: İlk bebek hareketleri hafif seğirmeler şeklinde izlenir.Bazen barsak hareketleriyle ya da kas seğirmeleriyle karışabilir .Bebek büyüdükçe tekmeleme tarzında daha belirgin ve sert hareketler hissedilir.Gebeliğin sonuna doğru ise hareketlerin özelliği yine değişik ve daha yumuşak,kayma,yuvarlanma tarzında hissedilebilir.Hareketler hiçbir zaman sürekli değildir .Genel olarak 20 -30 dk lık bir hareketli dönemi daha sakin bir dinlenme dönemi izler. Anne adayı açken ve ayakta iken genelde hareketler daha az fark edilir.Tok karınla dinlenme anında ve özellikle sol yanınıza yattığınızda genelde hareketlerde artış fark edersiniz. Bebeğin hareket etmesi asla bir rahatsızlık ifadesi değildir.

Hıçkırık: Gebeliğin 24. haftasından sonra birkaç saniye aralıklarla gelen sert hareketler hissedebilirsiniz.dakikalarca ritmik olarak gelen bu hareketler bebeğinizin diaframında oluşan ritmik kasılmalar,yani hıçkırıklardır. Doğuma kadar da zaman zaman bazen sizi birle rahatsız edecek şekilde devam edebilir ancak herhangi bir olumsuzluğu işaret etmez.
Bebek hareketlerini kaç kez hissedebilirsiniz?: Bunun için kesin bir rakam verebilmek mümkün değil.Ancak bebeklerin çoğu son üç ayda anne adayı tok ve dinleniyorken 30 dk içinde en az 4-5 kez hareket eder. Bazı anneler hareketleri algılamak konusunda daha az hassas olabilirler.Bu nedenle her bebeği ayrı değerlendirmekte fayda vardır.

Hareketler bebeğin sağlık durumu hakkında fikir verebilir mi? Bebek hareketleri bebeğin iyi olduğuna dair güvenilir bir göstergedir. Üstelik anne adayının kendisinin takip edebileceği bir gösterge olması ve bedava olması da diğer avantajlarıdır .Bebeğinizin hareketlerini alışageldiğiniz sıklıkta hissediyorsanız bebeğinizin herhangi bir sıkıntısı olmadığından çok büyük oranda emin olabilirsiniz. Özellikle 28. haftadan sonra her gün kendinize göre ayarladığınız bir zamanda karnınız aç değilken ve yan yatarak yarım saat boyunca bebek hareketlerini sayabilirsiniz.Bir süre sonra bebeğinizin ortalama olarak kaç kez hareket ettiği konusunda bir fikir sahibi olacaksınız.Eğer bebeğiniz aynı şartlar altında ortalama hareket sayısının yarısından az hareket ederse hareketleri izlemeye devam edin.Yine eskisine göre belirgin şekilde az hareket ettiğini düşünürseniz doktorunuzla iletişim kurmanızı öneririz. Bebeğin hareketlerinin az olması her zaman tehlikeli değildir ama mutlaka doktorunuz tarafından değerlendirilmesi gereken bir durumdur


Bebeklerde Sayısal Kromozom Bozukluğu Down Sendromu





 Down Sendromu (Mongolizm = Trizomi 21 )
Down Sendromu 200 yılı aşkın bir süre önce tanımlanmış ancak bu tablodan neyin sorumlu olduğu ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında saptanabilmiştir. Bu sendromu taşıyan çocukların dış görünüşündeki tipik özellikler nedeniyle ( Düz ince telli açık renk saçlar, kısa boy ,açık renk ten , çekik gözler,küçük burun ,büyük dil) Sendromu ilk tanımlayan Langdon Down tarafından Mongolizm olarak tanımlanmış olsa da daha sonra Down sendromu olarak anılmaya başlanmıştır.
İnsanların üreme hücreleri dışında tüm hücrelerinde 23 çift yani 46 kromozom bulunmaktadır. Bu 23 çift kromozom 1 den 22 ye dek sayılarla gösterilir.23. çift ise X ve Y olarak adlandırılan cinsiyet kromozomlarıdır. Bir kadında kromozom yapısı 46XX ,erkekte ise 46 XY olark gösterilir.Down Sendromunda ise 21 numaralı kromozom 3 tanedir.Bu nedenle Down Sendromunun bir diğer adı da Trizomi 21 dir.
Kromozomlardan herhangibirinin 3 tane bulunması Trizomi olarak adlandırılır.Trizomi 21 ,yani Down Senromu en sık görülen Trizomi türüdür.Çok daha az oranda görülen diğer trizomiler de 18. ve 13. kromozoma aittir.
Down Sendrom’lu bebeklerin tipik dış görünüşleri dışında değişik derecelerde zeka geriliği dışında doğumsal kalp hastalıkları belirgin şekilde fazla görülür.Lenfoma ve Lösemi gibi hastalıklara yakalanma riskleri daha yüksektir ve ortalama yaşam süreleri daha kısadır. Tabloya egemen olan zeka geriliği nedeniyle özel eğitime ve genelde hayat boyu desteğe ihtiyaç gösterirler.
Down Sendromu ile spastisite (Spastik bozukluk) tamamen birbirinden farklıdır.Spastik bozukluklar pekçok nedenle ortaya çıkabilmektedir.Buradaki temel sorun sinir sisteminin kas hareketlerini kontrol eden bölümünde ortaya çıkan hasardır ve Down Sendromu ile hiçbir ilişkisi yoktur.
Anne yaşı arttıkça Down Sendromlu bebek doğurma riski belirgin şekilde artar. 20 yaşında bir anne için bu risk yaklaşık olarak 1/1500 iken , 30 yaşında bu oran 1/895 e , 35 yaşında 1/350 ye yükselmektedir. 40 yaşında bir anne adayı için Down Sendrom’lu bebek doğurma olasılığı ise 1/97 olarak hesaplanmıştır.buna karşın Down Sendrom’lu bebeklerin çoğunun annesi 35 yaşın altındadır.Bu durum 35 yaş üzerinde doğurganlığın azalmasına bağlıdır.

Aynı zamanda Trizomi 18 ve Trizomi 13 riski de anne yaşı arttıkça yükselir. Ancak bu sendromlarda gebelik miada ulaşmadan anne karnında bebek kaybı çok daha sıktır.Daha önceden Down Sendrom’lu bebek doğurmuş bir annenin sonraki gebelikleri için riski aynı yaş grubundaki kadınlara göre yaklaşık %1 kadar artar.

 

Anne yaşı Down Sendromu Riski
20 nin altı 1700 doğumda bir
20-25 yaş 1300-1400 doğumda bir
25-30 yaş 1000-1200 doğumda bir
30-35 yaş 700 doğumda bir
35-40 yaş 250 doğumda bir
40-45 yaş 70 doğumda bir
45 yaş üstü 15-20 doğumda bir

 

 Down Sendromu (Mongolizm = Trizomi 21 )
Down Sendromu 200 yılı aşkın bir süre önce tanımlanmış ancak bu tablodan neyin sorumlu olduğu ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında saptanabilmiştir. Bu sendromu taşıyan çocukların dış görünüşündeki tipik özellikler nedeniyle ( Düz ince telli açık renk saçlar, kısa boy ,açık renk ten , çekik gözler,küçük burun ,büyük dil) Sendromu ilk tanımlayan Langdon Down tarafından Mongolizm olarak tanımlanmış olsa da daha sonra Down sendromu olarak anılmaya başlanmıştır.
İnsanların üreme hücreleri dışında tüm hücrelerinde 23 çift yani 46 kromozom bulunmaktadır. Bu 23 çift kromozom 1 den 22 ye dek sayılarla gösterilir.23. çift ise X ve Y olarak adlandırılan cinsiyet kromozomlarıdır. Bir kadında kromozom yapısı 46XX ,erkekte ise 46 XY olark gösterilir.Down Sendromunda ise 21 numaralı kromozom 3 tanedir.Bu nedenle Down Sendromunun bir diğer adı da Trizomi 21 dir.
Kromozomlardan herhangibirinin 3 tane bulunması Trizomi olarak adlandırılır.Trizomi 21 ,yani Down Senromu en sık görülen Trizomi türüdür.Çok daha az oranda görülen diğer trizomiler de 18. ve 13. kromozoma aittir.
Down Sendrom’lu bebeklerin tipik dış görünüşleri dışında değişik derecelerde zeka geriliği dışında doğumsal kalp hastalıkları belirgin şekilde fazla görülür.Lenfoma ve Lösemi gibi hastalıklara yakalanma riskleri daha yüksektir ve ortalama yaşam süreleri daha kısadır. Tabloya egemen olan zeka geriliği nedeniyle özel eğitime ve genelde hayat boyu desteğe ihtiyaç gösterirler.
Down Sendromu ile spastisite (Spastik bozukluk) tamamen birbirinden farklıdır.Spastik bozukluklar pekçok nedenle ortaya çıkabilmektedir.Buradaki temel sorun sinir sisteminin kas hareketlerini kontrol eden bölümünde ortaya çıkan hasardır ve Down Sendromu ile hiçbir ilişkisi yoktur.
Anne yaşı arttıkça Down Sendromlu bebek doğurma riski belirgin şekilde artar. 20 yaşında bir anne için bu risk yaklaşık olarak 1/1500 iken , 30 yaşında bu oran 1/895 e , 35 yaşında 1/350 ye yükselmektedir. 40 yaşında bir anne adayı için Down Sendrom’lu bebek doğurma olasılığı ise 1/97 olarak hesaplanmıştır.buna karşın Down Sendrom’lu bebeklerin çoğunun annesi 35 yaşın altındadır.Bu durum 35 yaş üzerinde doğurganlığın azalmasına bağlıdır.

Aynı zamanda Trizomi 18 ve Trizomi 13 riski de anne yaşı arttıkça yükselir. Ancak bu sendromlarda gebelik miada ulaşmadan anne karnında bebek kaybı çok daha sıktır.Daha önceden Down Sendrom’lu bebek doğurmuş bir annenin sonraki gebelikleri için riski aynı yaş grubundaki kadınlara göre yaklaşık %1 kadar artar.

Bugün modern tıbbın temel ve vazgeçilmez amacı sağlıklı bebek ve sağlıklı annedir. Toplumsal değişim , eğitim ve kariyer arayışı nedeniyle 35 yaş ve üzerinde doğum yapan annelerin sayısı giderek artmaktadır. Bu da Down sendromu olasılığının giderek artmasına neden olmaktadır.
Doğum öncesinde Down Sendromunun kesin tanısı ancak anne karnındaki bebeğin kromozom yapısının saptanması ile mümkündür. Bunun için de bebekle aynı kromozom yapısına ait hücrelerin elde edilmesi gerekir ki bunun için uygulanan tüm yöntemler belli oranda risk taşır ve oldukça pahalı yöntemlerdir. Dolayısıyla da her gebede uygulanması söz konusu olamaz. Bu nedenle her hasta için Down Sendromu riskini tespit etmeye yönelik tehlikesiz ve daha ucuz yöntemlerin ,yani tarama testlerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır.
Ultrasonografi bazı ipuçları verse de ne yazık ki Down Sendromu tanısında çok güvenilir değildir.Yapılan çalışmalarda bu bebeklerde bazı ultrasonografi bulgularının daha sık görüldüğü saptanmıştır.Eğer bu bulgular tespit edilirse tarama testlerinin sonuçları da dikkate alınarak amniosentez önerilir.
Bu bulgular; Bebekte erken dönemde ortaya çıkan gelişme geriliği
Koroid plexus kisti (Bu normal bebeklerde de çok ta nadir olmayarak izlenebilir)
Beyinde ventriküllerde genişleme
Ense pilisi kalınlığında artma
Kistik higroma
Kalp anomalileri (Kalpte ekojenik odak)
Barsak anomalileri (Hiperekojen barsak)
Oniki prmak barsağında tıkanıklık
Böbrek pelvisinde genişleme
Kol ve bacak kemiklerinde kısalık (femur ve humerus )
El küçük parmağında hipoplazi
Göbek kordonunda üç yerine iki damar izlenmesi
olarak özetlenebilir.ancak bu bulguların varlığı hiçbir şekilde bebeğin Down sendromlu olduğunu kanıtlamaz.
Bugün gebeliğin belirli haftalarında uygulanan testlerin hepsi hastaya özel Down Sendromu riskini belirlemeye yöneliktir ve tüm Down Senromlarının %90-95 i bu testlerle ayırt edilebilir.Tarama testlerinin amacı amniosentez ve benzeri yöntemlerle bebeğe ait kromozom yapısının gösterilmesini amaçlayan testlerin uygulanacağı hastaların belirlenmesidir. Test sonucunda elimize geçen bir orandır Bu oran 1/100, 1/500 ,1/2200 gibi birim kesir şeklinde rapor edilir. Bu oran hastanın yaşıyla kan değerlerinin normalden gösterdiği sapmayla ilgilidir. Farklı indeksler belirlenmiş olmasına karşın kabaca ‘yüksek risk’ sınırı amniosentez nedeniyle ortaya çıkan bebek kayıp riskidir. Yani test sonucunda elde edilen risk amniosentezin getirdiği kayıp riskinden yüksekse hastaya amniosentez önerilir.Ancak bu durumda yaklaşık her 200 amniosentezden ancak birinde Down senromlu bebek tespit edilecektir.
Down Sendromu ve diğer kromozom bozuklukları tedavisi olan hastalıklar değildir.Ailede Down sendromlu birinin bulunması yalnızca anne babayı değil daha önce doğmuş ve sonradan doğacak bütün çocukların hayatını etkileyecek bir olaydır.Bu nedenle Down Sendromu için yapılan testlerde bir üst aşamaya geçilirken tüm aile bireylerinin ortak bir karara varması daha uygundur.

Bugüne kadar, Down sendromlu yakını ya da tanıdığı olan hastalarımın tarama testleri ve Down Sendromu tanısı konusunda diğer hastalara göre çok daha hassas davrandığını ve invaziv girişimlere,bazan birden fazla kez çekinmeden onay verdiklerini gözlemledim.buna karşı tabloyu sadece teorik olarak anlattıklarımızdan bilen hastaların çoğu invaziv girişimler konusunda çok daha tereddütlü yaklaşımlar sergilediler. Bu nedenle bu konuda karar verirken Down Sendromlu bir aile bireyi ile yaşayanların görüşünün (bire bir veya yazıya dökülmüş tecrübeler yoluyla) alınmasını önermek doğru olacaktır.

Edwards Sendromu (Trizomi 18)
Down Sendromu’na göre çok daha az görülen ve daha ağır bir anomalidir .18 numaralı kromozom üç tanedir .Görülme sıklığının yaklaşık 6000 gebelikte bir olduğu kabul edilir.
Bu bebeklerin dış görünüşleri tipikti.Oldukça ciddi bir gelişme geriliği söz konusudur.Baş kısmında bu gerilik daha da belirgindir (mikrosefali ), alt çene oldukça ufak (mikrognati) izlenir.Kulaklarda gelişimsel problemler ve kulakların normalden daha aşağıda yerleşmiş olması da tipiktir. Bunun dışında bu bebeklerin çok büyük kısmında ciddi kalp problemleri vardır.Aynı zaman da sindirim sistemi,böbrek ve genital sistem de de problemler sık görülür.Erkek bebeklerde genelde inmemiş testis vardır.
Bebeklerin çok büyük bölümü ilk sene içinde çeşitli nedenlerle , en çok ta doğumsal kalp problemlerine bağlı olarak kaybedilmektedir. Yapısal bozuklukların düzeltilmesi yaşam süresini uzatabilir ancak zeka geriliği ve motor gelişim(hareket yeteneği,kas kullanımı) deki ağır gerilik kalıcıdır.
Gebelik sırasında ultrasonografi bulgularından Edwards sendromundan kuşkulanmak genelde mümkündür. Erken dönemde başlayan gelişme geriliği,özellikle yüzün yandan izlenmesiyle saptanabilecek mikrognati,amniotik sıvını fazlalığı ,omfalosel (karın duvarındaki gelişim bozukluğuna bağlı olarak karın içi organların dışarıya çıkması ) Edwards sendromu düşündürmelidir.
Bu bebeklerde normal doğum eylemi sırasında kalp atışlarında bozulma sıkça görüldüğünden tanı konmamış Edwards sendromlu bebeklerin acil sezeryanla doğurtulması sıktır. Çoğu erken dönemde kaybedildiğinden bu durum anne için gereksiz bir risk oluşturmaktadır
Patau Sendromu ( Trizomi 13)
Yine nadir görünen bir trizomidir 5000 -7000 doğumda bir görüldüğü kabul edilir. Bu bebeklerde de ciddi yapısal bozukluklar vardır. Ultrasonografide bulgu verme olasılığı daha yüksektir .Ağır bir beyin anomalisi olan holoprosensefali Patau sendromunda sıktır ve erken 12-13. haftalarda ultrasonografide saptanabilir. Yarık damak dudak, kulak anomalileri ve mikrognati de sık görülür.
Genelde ultrasonografide saptanan anomaliler amniosentez yapılmasını gerektirir ve tanı bu şekilde koyulur.Çok ağır problemlerle doğan Patau Sendrom’lu bebeklerin %95 inden fazlası ilk sene içinde kaybedilir


www.bebekbeklerken.com

Çocugunuzu Yeni Kardeşe Abi Abla olmaya Hazırlamak





Evdeki çocuğunuzu abla ya da ağabey olmaya hazırlamak gebeliğinizin en önemli sorunu bile olabilir
Evde hala size bağımlı ve annesinin sadece kendisine ait olduğunu düşünen bir abla ya da ağabey adayı varken ikinci bir hamilelik gerçekten çok sorunlu ya da çok mutlu geçebilir.Evdeki çocukların hamilelik sürecine aktif olarak katılmasını sağlamak mutlu ve aile birliğine katkıda bulunan bir süreç olabilir.Bunun yanında eğer ikinci ya da üçüncü bir bebeği kabullenme sorunu ortaya çıkarsa gebelik ve doğum sonrası hayli sıkıntılı bir dönem de sizi bekliyor olabilir.

Daha küçük çocuklar “karnınızın içinde büyüyen bir bebeği” algılamakta zorlanabilirler.Son aylarda kocaman karnınızla ortada dolaştığınız zamanda bile sizdeki fiziksel değişimi değerlendiremeyebilir. 3-4 yaşındaki çocuklar çoğu kez artık kucağınızda daha zor oturabildiğinden başka şey fark etmez.

Evdeki çocuğunuzu (ilk göz ağrınızı) gebeliğiniz ve gelecek kardeşe hazırlamanıza yardımcı olabilecek birkaç önerimiz olacak

 Evdeki çocuğunuzun bebeklerle bir arada olmasını sağlayacak ortamlar yaratmaya çalışın.Böylece küçük bebekerin nasıl olduğunu.Annelerinin onlara nasıl davrandığını,nasıl emzirdiğini , ne kadar çok zamanlarını bebekleriyle geçirmek zorunda olduklarını anlayabilir ve doğum sonrası sizin bebeğe fazla zaman ayırmanızın normal bir davranış olduğunu kavrayıp kabullenebilir.

 Yeni bebek hakkında ona bilgi verin.Yeterli büyüklüğe ulaşınca karn ınızı ellemesini , hareketlerini hissetmesini sağlayın. İkiniz birlikte karnınızdaki bebekle konuşun. Bu tür yaklaşımlar çocuğunuzun yeni gelecek kardeş ibenimsemesinde faydalı olacaktır.Yine basit kitaplar ve başka araçlarla gebelik ve bebek hakkında bilgi sahibi olmasına yardımcı olun.

 Okul çağındaki çocuklara hamileliğinizi daha erken dönemde anlatmanız daha doğru olacaktır.Küçük çocuklar bebeğin ertesi gün gelmediğini görünce şaşırabilir,hayal kırıklığı yaşıyabilir.Okul çağındakiler de kendilerinin erken haberdar edilmemesini kendilerinin önemsenmemesi olarak algılayabilirler.Okul çağındaki çocuklarınıza hamileliğin oluşumu ve gebeliğin seyri konusunda gerekli bilgileri vermeye çalışın. Okulda rehber öğretmeni kardeş konusunda bilgilendirin, gerekirse çocuğunuzun kardeşe hazırlanmasında ondan yardım isteyin.

 Çocuğunuzun yaşına göre uygun şekilde ona niye eskisine göre daha yorgun, sabırsız, halsiz olduğunuzu, onu kucağınıza almakta neden zorlandığınızı açıklamaya çalışın.Örneğin “Bebek büyürken çok fazla enerji kullanıyor,bu enerjiyi anneden aldığı için annen daha yorgun ve daha çok uyuyor” ya da “Bebeğin büyümesine yardımcı olan hormonlar annenin yüzünü , ayaklarını ve karnını böyle değiştiriyor” tarzında cümleler yararlı olabilir.

 Yenidoğan bebeğin özellikleri hakkında detaylı bilgiler vermeye çalışın.Niye çok uyuduğunu, niye ağladığını, altının niye değişmesi gerektiğini öğrenmesini sağlayın.Bebeklerin uzunca bir süre kendi başlarına hiçbirşey yapamayacaklarını ,bu yüzden sürekli olarak birinin onlarla ilgilenmesi gerektiğini söyleyin.Kendisi de doğduğunda aynı durumda olduğunu ,onunla da aynı şeyleri yaşadığınızı kavramasını sağlayın.

 Onunla birlikte doktor kontrollerinize gidin.Özellikle bazı kontroller bunun için daha uygun olabilir.3. ayda bebeğin ultrasonografide hareketlerini görmek ya da kalp atışlarını duymak kardeşiyle arasında kurulacak bağ için faydalı olabilir. Son ay kontrollerinde de doğum heyecanına katılmalarını sağlayabilir.

§ Gebeliğin ikinci yarısında sık sık bebeğin hareketlerini hissetmesi için ona izin verin.Neresini oynattığı konusunda tahminler yapmaya ve hareketleri yorumlayarak eğlenmeye çalışın.

Bebeğin Cinsiyetini öğrenme Erkek mi Kız mı Olacak ?





En önemli konulardan biri !!!
Bebeğinizin cinsiyeti hamileliğin başından itibaren en çok merak edilen konulardan biridir. Hamilelikle ilgili her sohbette söz dönüp dolaşıp cinsiyete mutlaka gelir ve hemen herkes karın şeklinizden,yüzünüzde oluşan değişiklikten, yürüyüşünüzden , yemek alışkanlığınızdaki değişikliklerden bebeğinizin cinsiyeti hakkında sonuçlar çıkartır. Ama bazen eğlendirici olsa da bütün bu yorumların gerçekle herhangi bir ilgisi yoktur.Bu nedenle sadece ve sadece gülümseyerek dinlemenizi öneririz

Cinsiyet , cinsiyet kromozomları adı verilen ve X Y harfleriyle gösterilen kromozomlar tarafından belirlenir.Kadınlarda 2 tane X kromozomu,erkeklerde de 1 X ve 1 Y kromozomu bulunur .

Bildiğiniz gibi bebeğinizin ilk hücresi olan zigot, sperm ve yumurta hücresinin birleşmesi ile oluşur. Bu birleşmeyle oluşan zigotun kromozomlarının yarısı anne ,yarısı da baba kaynaklıdır. Yumurta hücrelerinin hepsinde 1 tane X kromozomu bulunur.Buna karşın sperm hücrelerinin yarısı X,yarısı da Y kromozomu taşır. Eğer yumurta hücresi X kromozomu taşıyan bir sperm le birleşirse bebek kız, Y kromozomu taşıyan bir spermle birleşirse erkek bebek oluşacaktır. Bir döllenmede özel durumlar dışında tek bir yumurta hücresine karşın,yarısı X yarısı Y kromozomu taşıyan milyonlarca sperm hücresi bulunduğundan kız veya erkek bebek olma şansı eşittir.

Bugünün koşulları içinde doğacak çocuğun cinsiyetini belirlemek mümkündür. Tıbbi olarak kanıtlanmış,güvenilir yöntemler olduğu gibi çok pahalı ve etik açıdan uygulanması zor, çeşitli teorilere dayanan ve güvenilirliği kanıtlanmamış, hatta inandırıcı olmayan pek çok yöntem de vardır. Merakınızı gidermek için bu yöntemlerden kısa kısa sözetmek uygun olacaktır.

1) Preimplantasyon Genetik Tanı: Çok pahalı bir yöntem olmasına karşın en güvenilir yöntemdir ancak ülkemizde özel sağlık nedenleri dışında uygulanması yasaktır.Bu yöntemde tüp bebek yöntemleri uygulanarak elde edilen embriyoların cinsiyeti belirlenir ve sadece istenen cinsiyeti taşıyan embriyolar rahime yerleştirilir.Nadir görülen bazı genetik hastalıklarda belirli cinsiyetteki bebeklerin hastalıklı doğma riskini engellemek için uygulanabilir.

2) Diyet: Anne adayının gebelik öncesi uzun süren bir diyet yapmasına dayanır. Netleşmeyen iddialara göre anne adayının çikolata,et,balık,yeşil sebze ağırlıklı beslenmesi ve tuz tüketimini arttırması erkek bebek şansını arttırır.Buna karşın süt,peynir,tuzsuz kuru yemiş ve baklagillerden zengin beslenmesi bebeğin kız olmasına neden olur.

3) Sperm ayrıştırması:Yukarıda anlattığımız gibi cinsiyeti belirleyen etken yumurtayı dölleyen spermintaşıdığı cinsiyet kromozomudur. ABD de geliştirilen bir yöntemle X ve Y kromozomu taşıyan spermler ayrıştırılabilir ve istenen kromozomu taşıyan spermler kullanılır.Yöntemin sperm hücreleri üzerindeki etkisi kesin olmadığından komplikasyon riski belirsizdir.

4) Takvim metodu:X kromozomu taşıyan spermlerin Y kromozomu taşıyanlara göre daha ağır olmasındanyola çıkarak geliştirilmişse de güvenilirliği kanıtlanmamıştır. Bu yöntemin savına göre yumurtlamaya yakın dönemde ilişkide bulunulursa hafif olan ve buna bağlı olarak hızlı hareket ettiği düşünülen Y kromozomlu spermlerin yumurtayı dölleme şansı yüksektir. Buna karşın yumurtlamadan 3-4 gün önce ilişkide bulunulursa Y kromozomu taşıyan spermler öleceğinden kız olma şansı daha yüksektir.

5) Çin takvimi: Elden ele dolaşan bu yöntem için mantıklı bir açıklama yoktur.Annenin yaşı ve hamile kalınan aya göre cinsiyeti belirleyen bir çizelge kullanılır.Kaynağı konusunda çeşitli iddialar olsa da bilimsel olarak kabul edilebilirlikten uzaktır.
6) Babychoice (Materna) : Yumurta hücresinin elektriksel yüküyle bazı dönemlerde kız ve erkek bebek oluşma olasılığı üzerinde etkili olduğu iddiasından yararlanılır.Merkezi İsviçre’de olan bir şirketin para iadesi garantisiyle başvurya özel takvim hazırladığı biliniyor.Başarı oranının % 90 olduğu iddia edilen bu yöntemi uygulayan şirketin ülkemizde de temsilcisi bulunmaktadır.


7)MSHCG hormonu on zamanlarda cinsiyet belirlenmesi konusunda ilgi çekmektedir.Erken gebelikte saptanabilen bu hormonun kız bebeklerde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anne kan ve idrarında saptanabilen bu hormon kız bebek taşıyan annelerde erkek bebek taşıyan annelere göre birkaç kat daha yüksek düzeyde olduğu savunulmaktadır
İsrail’de 347 hamile kadın üzerinde yapılan araştırmada, gebeliğin 14-20 günlerinde MSHCG hormonunun 1 veya 3 kez daha fazla salgılandığı belirlendi. Araştırma sonucunda 184 kız, 163 erkek fetusun meydana geldiği gözlendi


8) Diğerleri: İnternet yoluyla tüm dünya üzerinde para iadesi garantisiyle yukarıdaki yöntemlerin birini yada birden fazlasını birlikte kullanarak cinsiyet belirleme üzerinden ticaret yapan pek çok kaynağa ulaşabilmek mümkün.


Burada bir kez daha belirtmek gerekir ki erken gebelikte cinsiyet belirlemek amacıyla yapılan incelemelere yalnızca genetik hastalıklar sözkonusu ise izin verilmektedir.Bazı genetik hastalıkların sadece kız ya da sadece erkek bebeklerde ortaya çıktığını biliyoruz.Kanunlar böyle bir durum yoksa erken gebelikte cinsiyet belirlenmesine yönelik çalışmalara izin vermemektedir.Down sendromu ve benzeri genetik hastalıklar için yapılan amniosentez ve kordosentezlerde dahi bebeğin cinsiyetinin rapor edilmesi yasaktır.


www.bebekbeklerken.com

Hamilelikte Gebelikte Yolculuk Seyahat Etme Araba Kullanma





Araba veya otobüsle seyahat
-Mutlaka emniyet kemeri takın.Emniyet kemerinin hafif baskıları bebeğinizi rahatsız etmez. Aksine, emniyet kemerinin takılmamasından kaynaklanan çarpmalar çok daha tehlikelidir.
-6 saatten uzun yolculuklara çıkmayın.
-Yolculuk boyunca sık sık mola verin ve molalarda yürüyüş yapın.(Hareketsizlik kan dolaşımını yavaşlatabilir, buna bağlı olarak toplardamarlarda özellikle varisi olanlarda damar içi tıkanmalar olabilir.)
-Bol bol sıvı tüketin.(Hem hareketsizlikten hem de sıvı alımının azlığından dolayı kabızlık gelişebilir)
-Yolculuk sırasında ayaklarınızı yukarıda tutmaya çalışın.(Ayaklarınızın aşağıda kalmasından dolayı ayaklarda şişlikler oluşabilir.)
-Belinize destek yastığı koyun.
-Bulantı olasılığına karşı tuzlu yiyecekleri tercih edin. Yağlı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durun.(Doktorunuzun tavsiye ettiği bir bulantı ilacı alabilirsiniz.)
-Otobüsle seyahat ediyorsanız,tuvalete yakın koltukları tercih edin.


Uçakla seyahat
-Türk Hava Yolları gebeliğin yedinci ayından sonra uçak yolculuğu yapacağınıza dair bir doktor raporu istemektedir. Yedinci aydan önce istisnalar dışında uçuşunuz için bir engel yoktur.
-Basıçsız kabinleri olan küçük uçaklarla seyahat etmeyin.(Kabin basıncı değişiklikleri ve hava boşluklarıyla ilgili sarsıntılar erken doğum riski doğurabilir ya da var olan bir riskiniz varsa artırabilir.)
-En az 2 saatte bir yerinizden kalkıp yürüyün ya da hafif bacak hareketleri yapın.
-Bol sıvı alın.

BU ÖNERİLER NORMAL SEYREDEN GEBELİKLER İÇİN GEÇERLİDİR,SORUNLU BİR GEBELİK DÖNEMİ GEÇİRİYORSANIZ,YOLCULUK İÇİN DOKTORUNUZA DANIŞIN.

Hamilelikte Yenmesi Zararlı Sakıncalı Gıdalar





Hamilelik döneminde, özellikle beslenme konusundaki küçük ayrıntılar, anne adayı ve bebek sağlığı açısından risk yaratabiliyor

Uzmanlar; anne adaylarını az pişmiş yumurtadan, deniz ürünlerine kadar pek çok besinden uzak durmaları için uyarıyor.

Anne adayları bebeklerini korumak amacıyla hamilelikte nelerin zararlı olup olmadığını bilmek isterler. Hamileyken kendi sağlığınıza dikkat etmek, bebeğinizi de korumanın en iyi yoludur. Hamilelik boyunca neler yiyebileceğiniz ve yiyemeyeceğiniz konusunda kendinizi çok sıkmayın. Başlangıçta size kocaman görünen 'hamilelikteki yasaklar listesi' aslında düşündüğünüz kadar korkutucu değildir. Pek çok yasak besinin zarar verme riski düşüktür ama siz yine de emniyetli olan yolu seçmelisiniz. İşte, hamilelikte beslenme konusunda dikkat etmeniz gerekenler...

Küflü ve pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirler: Küflü ve pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirler güvenilir değildir. Pastörize edilmemiş yumuşak peynirlerde; erken doğum, düşük ve doğum kusurlarına yol açan listeria (tehlikeli bir bakteri cinsi) bulunur. Pastörize sütten yapılmış her tür beyaz peynir, kaşar peyniri ya da diğer tür peynirler rahatlıkla yenebilir. Peynir iyi bir kalsiyum kaynağı olduğundan, hamileler için gereklidir. Bebeğinizin kemik ve diş gelişimine faydası olur.

Yumurta: Az pişmiş yumurta ve pişmemiş yumurta içeren mayonez gibi yiyecekler hamileyken tüketilmemeli. Çiğ ve az pişmiş yumurta, şiddetli besin zehirlenmesine neden olan salmonella'nın kaynağı olabilir. İyi pişmiş ya da katılaşana kadar kaynamış yumurtanın bir zararı olmaz. Güvenilir, mümkünse markalı yumurtalar alın ve iyice pişirdikten sonra yiyin.

Az pişmiş ya da çiğ et: Çiğ ya da az pişmiş et kesinlikle yenmemeli. Az pişmiş ve çiğ ette toksoplazma riski vardır. Toksoplazma, düşüğe ve doğum kusurlarına neden olabilir. Et ve tavukları, hiç pembelik kalmayana kadar pişirmelisiniz. Buzluktan çıkan etleri, iyice çözülmeden pişirmeyin.

Deniz ürünleri: Midye, istiridye, karides gibi çiğ ve az pişmiş kabuklu deniz ürünleri yenmemeli. Sushi de hamilelikte tüketilmemelidir. Çiğ deniz ürünleri salmonella nedeniyle zehirlenmeye neden olabilir. Aynı zamanda, campylobacter (hem hayvanlarda hem de insanlarda hastalık yapan bir bakteri) ve listeria da taşıyabilirler. Deniz ürünlerini, bakterilerinin ölmesini sağlamak için iyice pişirdikten sonra yiyebilirsiniz.

Balık: Konserve balıkları haftada iki kereden fazla yemeyin. Köpek balığı ve kılıç balığından da uzak durmalısınız. Bu balıklar cıva gibi ağır metaller içerebilir ve bunlar da bebeğinizin sinir sistemine zarar verebilir. Hamilelere özellikle; lüfer, palamut, levrek, sardalye, uskumru ve somon tavsiye edilir. Yeter ki, iyice pişmiş olsunlar.


Kaynak: ekolay.net/kadin

Hamilelikte Gebelikte Ortaya Çıkan Sorunlar Problemler





Hamileliğiniz süresince tüm testlerinizi düzenli olarak yaptırıyor ya da yaptırmış olmanıza rağmen bazen yine de ortaya sorunlar çıkabilir. Tetkikler arasında geçen sürelerde kendiniz ve bebeğinizin sağlığı için dikkat etmeniz gereken tehlike işretleri var. Bu işaretler ortaya çıktığında derhal bir uzmana başvurmanız gerekir. En önemli tehlike işaretleri şöyle sıralanabilir:

· Ani ateş yükselmesi

· Cildinizde döküntülerin oluşması

· Hangi nedenden olarsa olsun ve ne şekilde olursa olsun kanamanızın olması

· Kötü kokulu akıntınızın olması

· Dış genital bölgede yara, ağrı, kaşıntı oluşması

· Hamileliğin 4. ayından sonra bebeğin hareketlerini hissetmemeniz ya da aşırı hareket hissetmeniz

· Baş dönmesi, baş ağrısı ve bulanık görme

· Kulaklarda uğultu - çınlama olması

· Mide ve çevresinde kasılma ve ağrı oluşması

· Rahimde devamlı kasılmaların olması

· Beklenenden önce doğum ağrılarının başlması ve su gelmesi

· Öngörülen doğum tarihinin geçmesine rağmen doğum ağrılarının başlamamış olması

BU DURUMLARIN HERHANGİ BİRİNDE DERHAL BİR DOKTORA BAŞVURUN!

Hamilelikte Gebelikte Vücuttaki Değişiklikler





Çoğu sıkıntı yaratan bu değişimlerin bir bölümü doğumla birlikte kendiliğinden ortadan kaybolur. Bir kısmı içinse uzman yardım almak gerekir. İşte hamilelik döneminde anne adaylarının vücutlarında olup bitenler.

Hamile kalmadan önce vücudunuzdaki çeşitli gelişmelerden ve değişikliklerden sadece siz sorumluydunuz. Ama karnınızda bir başka canlıyı barındırmaya başladığınız andan itibaren, vücudunuza hükmetme şansınız giderek azalıyor.

Yaşayacağınız değişikliklerin tek sorumlusu siz olmuyorsunuz.

Anne rahminde küçücük bir nokta gibi görünen cenin büyüdükçe, sizin de vücudunuz bundan etkilenecek. Hamilelik döneminde sizi zorlayacak bazı gelişmeler kaçınılmaz...

Örneğin sabah bulantıları sizi canınızdan bezdirecektir. Daha önce sindirim sorunu yaşamadıysanız, aniden ortaya çıkan bulantı ve kusma sorunu, canınızı sıkabilir. Ayrıca nefes darlığı, bacaklarda şişme ve tabii kilo alımı, hamilelik döneminde vücudunuzda görülecek geçici değişikliklerden...

Bunları hamileliğin yan etkileri olarak nitelendirebilirsiniz. Çünkü doğumdan birkaç hafta sonra söz konusu sıkıntıların büyük bölümü kendiliğinden yok olur.Doğum sırasında yaşanan sıkıntılar sonrasında ise hemoroid problemiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. İdrar kaçırma ve kabızlık da sizi zorlayacak olası
sorunlardandır. Fazla kilo kabusundan kurtulmanın yoluysa, genellikle doktor kontrolünde diyet ve egzersizden geçer.

Hamileyken Gebeyken Oruç Tutulabilirmi ?





Gebelikte öğünlerin sık aralarla ve azar azar yenmesi uygundur. Bebeğin ve annenin ihtiyaçları bunu gerektirmektedir. Anne adayının bedeni uzun süreli açlığa karşı dirençli değildir. Ayrıca, gebelikte bulantı, kusma, mide ekşimesi ve mide yanması olabilir. Bu şikayetler uzun süren açlık dönemlerinde daha da artabilir. Bu nedenlerle anne ve bebek sağlığı açısından oruç tutulması doğru değildir. Oruç tuttuğu halde sağlıklı bir bebek dünyaya getiren anneler olabilirse de bu, her zaman geçerli değildir.